21 Haziran 2010 Pazartesi

SENİ, BENİ ANLATAN YAZAR GALEANO

Amerika Zirvesi’nde Chavez, Obama’ya Galeano’nun ünlü kitabı “Latin Amerika’nın Kesik Damarları’nı mutlaka oku” dedi. Eğer dünya önümüzdeki birkaç yılda daha iyi bir yer olacaksa, bunda Galeano’nun da payı olacaktır demek bu

“Uluslararası işbölümü sonucunda bazı ülkeler kazanırken bazı ülkeler de kaybediyor: Hep kazananlarla hep kaybedenler. Bizim bugün Latin Amerika diye adlandırılan toprağımız, kendini hep kaybetmeye adamış durumda. Rönesans Avrupalılarının dişlerini boğazımıza geçirmek üzere okyanusa atıldıkları uzak çağlardan beri böyle bu. Yüzyıllar geçti aradan. Ve bütün bu süre boyunca Latin Amerika, işlev ve görevlerinde her gün biraz daha gelişip yetkinleşti. Fetih ganimetleri, altınla örülü vadiler, gümüşle kaplı dağlar karşısında hayal gücünün şaşkınlığa düştüğü o eski harikalar diyarı değil artık elbette. Ama bölge hizmetçi durumunu koruyor. Yabancı gereksinimlerin hizmetinde olmaya devam ediyor. Dışarısı için tükenmez bir petrol ve demir, bakır ve et, meyve ve kahve, hammadde ve zahire ve yedek ambarı olmaya devam ediyor. Ve zengin ülkeler bütün bunları tüketirken, Latin Amerika’nın bütün bunları üretirken kazandığından çok daha fazlasını kazanıyorlar (...) Kesik damarların kıtasıdır Latin Amerika. Keşfedildiği günden beri burada her şey, önce Avrupa, daha sonra da Kuzey Amerika sermayesine dönüşmüş ve uzaktaki iktidar merkezlerinde öylece birikmiştir, öylece birikmektedir. Her şey, bütün her şey: toprak ve tüm ürünleri, zengin madenlerle dolu toprak altı, insanlar, insanların üretim ve tüketim güçleri, tüm doğal ve insani kaynaklar...“
KENDİNE KÖRLÜĞÜN YAZARI
Tüm dünyada Amerika’ya duyulan güvensizliğe rağmen seçilmesi bir devrim olarak nitelenen ABD’nin ilk siyahi devlet başkanı Barack Obama’ya Amerika Zirvesi’nde Venezüella lideri Hugo Chavez’in “Mutlaka okumalısın” dediği Eduardo Galeano’nun Güney Amerika’nın Kesik Damarları isimli kitabının giriş bölümü işte böyle çarpıcı cümlelerle başlıyor. Obama’ya kitabı şiddetle tavsiye eden Chavez, BBC’ye verdiği mülakatta “Bu kitap Latin Amerika tarihimizin bir anıtıdır. Onun bizim için deşifre ettiği geçmişin üzerinde inşa ediyoruz geleceğimizi” diyor. John Berger ise “Galeano’yu yayımlamak, bir düşmanı duyurmaktır” diyor. “Yalanların, ilgisizliğin, her tür unutkanlığın düşmanını. Ona tüm suçlarımızı bize hatırlattığı için müteşekkiriz. Onun sevecenliği tahrip edici, doğruluğu ise hiddetlidir...“ Arundhati Roy ise otuz yıl evvel yazılmasına rağmen kitabın modern Hindistan için de çok önemli dersler içerdiğini söyleyerek, aslında sömürü düzeninin evrensel mantığının her yerde aynı olduğuna da gönderme yapıyordu. Tepetaklak isimli kitabında tam da bu benzerliğe değinir Galeano: “Gerçeğin ne olduğuna bakmadan onu değiştirmenin sihirli bir formülü yok. Onu değiştirmek için önce ne olduğunu görmek gerekiyor. Latin Amerika’daki sorun bu. Onu göremiyoruz. Kendimize körüz, çünkü kendimize başkalarının gözüyle bakmaya şartlandırılmışız.“
Ne kadar da bizi anlatıyor değil mi?
MARCHA, BİR ABİDE OKUL
Ustaları Don Carlos Quijano ve Uruguaylı ünlü yazar Juan Carlos Onetti’dir. Quijano, 1939’da kurulup 1974’te diktatörlük döneminde kapatılana değin yayımlanan efsanevi haftalık gazete Marcha’nın kurucusu, Onetti ise yazı işleri müdürüdür. Onetti’yle yirmi yaşlarında tanışır ve onun ölümüne değin sürer bu dostluk. Onetti de diktatörlükle birlikte yurdunu terk eden kuşaktandı. “Çok şey öğrendim Onetti’den. Bana yaşamayı hakkeden kelimelerin sadece sessizlikten daha iyi kelimeler olduğunu öğretti” der Galeano. Ustası gibi o da Marcha’nın yazı işleri müdürlüğünü yapmıştı. O Marcha ki Pablo Neruda, Octavio Paz, Che Guevara, Salvador Allende, Juan Goytisolo ve Jean Paul Sartre gibi efsaneleri biraraya getiren bir okul olmuştu. O okulda edindiği üslup Galeano’yu benzersiz kılmıştı. Büyük anlatıları sürekli yapıbozuma uğratarak onun içinde hapsedilen, ötekileştirilen ve dilsizleştirilen sade ve sıradan küçük insanı, onun dertlerini ve gündelik yaşama dair her şeyi anlattı. Bunu yaparken kendisini hikâyesinin sıradan bir öznesi yapmaktaki başarısı, aslında onun inandığı temel ilkeyi yansıtıyordu. Ustalarından öğrendiği onur ve sorumluluk duygusuna hiç ihanet etmediğini söyler bir yazısında.
SAĞIM SOLUM DARBE
Galeano 1940 yılında Montevideo’da Katolik bir orta sınıf ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. 16 yaşında terk ettiği okul yaşamı için “Okulda hiçbir şey öğrenmedim ve oradan hiç hoşlanmadım” der. Aralarında fabrika işçiliği, biletçilik ve tıpkı William Saroyan’ın da yaptığı gibi postacılık işlerinden sonra, 14 yaşında ilk siyasi çizgi romanını, Sosyalist Parti’nin haftalık yayın organı El Sol‘a satmıştır. Yirmili yaşlarında Marcha’yla gazetecilik kariyerine başladığını söylemiştik. 1973’teki darbede tutuklanana ve yurt dışına çıkana kadar bu böyle devam eder. Bir romanı siyaset ve kültür üzerine çeşitli kitapları vardır. Yerleştiği Arjantin’de Crisis isimli dergiyi çıkarır. “Güney Amerika’nın Kesik Damarları“ onu bu coğrafyanın en çok okunan yazarlarından birisi yapar. 1975’te prestijli Casa de las Américas ödülünü kazanır. Lakin darbe illeti onu Arjantin’de de rahat bırakmaz. Ölüm cezasına çarptırılacaklar listesinde onun da adı vardır ve İspanya’ya geçer. 1978’de Casa de las Américas ödülünü yeniden kazanır.
Galeano ve futbol üzerine ayrı bir başlık açmak gerekir. Her Latin Amerikalı genç gibi o da çocukluğunda futbolcu olma hayalleri kurmuştur. Güneşte ve Gölgede Futbol‘da bu oyunun arkeolojisini araştırmaya girişir ve tarihteki en iyi oyun ve gollerden de örnekler sunar. Galeano futbolu tiyatro performansı ve savaşla karşılaştırır. Onun küresel şirketlerle olan ittifakını eleştirir ama büyük kitleleri etkileme gücünü küçümseyen ve bu oyunu ideolojik nedenlerle yok sayan solcu entelektüellere de çatar. Scott Sherman’a verdiği bir mülakatta “Size yazdıran itki nedir” sorusuna “Size vereceğim cevabı Kübalı bir müzisyenden öğrendim. Bana ‘sadece elim kaşındığında çalarım’ demişti. Ben de mantığım bana yaz dediği için değil, elim kaşındığı zaman, yazmaya ihtiyacım olduğu için yazıyorum. Sadece adaletsizliğe olan öfkemden ötürü değil, mükemmel bir korkunçluğa ve korkunç bir mükemmelliğe sahip olan yaşamı kutlamak için yazıyorum aynı zamanda.”
Yaşamdan hoşlanır Galeano. Ona ait olan şey ise basitliktir. Büyükten nefret eder. Doğal olan büyüklenmez çünkü ona göre. İnsan sıradan bir mükemmelliğe sahiptir. Genellemelerden kaçınır bu yüzden. İktidar teknolojilerinin oyunlarını kendi tarihini deşerken çok iyi anlamıştır. Onun anlatısı büyük anlatıların deşifresidir. Latin Amerika’nın tüm yönlerini en iyi temsil eden yazarlardan olmuştur Galeano. Okuru asla anlatısında kapı dışarı etmez. Ona böbürlenmez, “Bak dinle, sana hayatın sırlarının ipuçlarını veriyorum, bana itaat et” demez. Bu yüzden okuyucusuyla eşine az rastlanır bir güven ilişkisi kurmuştur. Bu güven bağı ona derin bir sorumluluk yükler. “Namuslu olmak zorundayım der” Galeano. “Kelimelerime asla ihanet edemem.”
GAZETECİLİK BİR EDEBÎ TÜRDÜR
Son bir söz de onun gazetecilikle kurduğu ilişki üzerine edelim. O gazeteciliğin edebiyatın uzak bir akrabası, bir alt türevi olduğuna inanmaz. Ona göre gazetecilik edebiyatın en etkili biçimlerinden biridir. Gerçekleri ortaya koymanın, yalanı ise deşifre etmenin en etkili aracı olduğunu düşünür gazete makalelerinin. Galeano’ya göre gerçek, gerçek olmakla varlıksal olarak iyi olmayı hakketmez. Çoğunlukla gerçekler kötüye işaret eder ama, gerçeği değiştirmenin tek yolu da onu saf haliyle görebilmekten geçer. Onun edebiyat-gazetecilik ilişkisi “gerçeği görmeyi” ima eder. Kurgunun gerçeği asla yetkin ve tam kavrayamayacağına dair görüşü de şiddetle reddeder buna karşın. Galeano “Hiçbir sosyolojik araştırma Kolombiya’daki şiddet üzerine Marquez’in Albay’a Mektup Yazan Kimse Yok kadar yansıtamaz” der. Doğrudur da. Ona göre gazetecilik söyleyecek çok şeyi olan biri için en münasip edebiyat türüdür.
2009 yılında Eduardo Galeano aldığı sayısız ödüllere iki tanesini daha ekledi. Hakkıdır. İlki İspanya’daki “Círculo de Bellas Artes” tarafından yazara verilen Altın Madalya, diğeri ise “Save the Children” adlı uluslararası örgüt tarafından verilen ödül oldu. Türkçeye çevrilen son kitabı Aynalar da 7 aralıkta Sel Yayıncılık’tan raflara çıkıyor.
Taraf Kültür Eki, 28.10.2009

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder