21 Haziran 2010 Pazartesi

Bosna'nın Ebedi Portresi, JOE SACCO


Dünyada savaşlar dahil her şey bu kadar çabuk evimizin içine girer olduğundan beri, muktedir siyaset yapıcılar da gerçeği yeniden giydirerek meşruiyet kazanma derdine düştüler. Yaşlı kıtadan Amerika’ya yolculuğun altı ay sürdüğü pek de uzak olmayan zamanlarda, gerçeği eğip bükmek, estetize etmek çok daha kolaydı. Ama artık değil. Dünyanın en ücra bölgesinde yaşanan herhangi bir olay bir tıkla en uzak mesafeye ulaşıyor. Ama nasıl?

Tabii ki, muktedirlerin gerçeği, yalnızca gerçeği öğrenmeyi imkânsız kılan sansürleri, bilgi perdelemeleri ve gerçeğin replikalarının müdahalesi ile. CNN’den bir havai fişek gösterisi izlercesine tüm dünya tarafından “live” seyredilen 1. Körfez Savaşı için Jean Baudrillard’ın “Aslında hiç olmadı” demesi bu gerçeğin altını çizmek içindi. Tabii ki bir savaş olmuştu, ama o bizim CNN’den izlediğimiz, bize gösterilen savaş değildi.

Bu yapay gerçekliğe karşı verilen savaşta Joe Sacco gibilerinin ayrı bir saygı görmesi gerekir. Sacco’nun 2001 Eisner Ödülü’nü kazanan “Güvenli Bölge Gorazde, Doğu Bosna’da Savaş, 1992-1995” adlı çizgi romanı İthaki Yayınları tarafından Türkçeye kazandırıldı.

Sacco’nun, Edward Said’in önsözünü yazdığı ve yine İthaki’den çıkan “Filistin” adlı çizgi romanını Taraf kültür ekinde daha evvel tanıtmıştım. Sacco, “Gorazde”yi 1995 yılında dört ay Bosna’da kaldığı süredeki tanıklık ve röportajlarına dayanarak oluşturmuş. Kitabın girişindeki yazısında Chrisopher Hitchens onun için “Bosna Savaşı’nın bir utanç karnavalı olduğunu daha önce hiç kimse böylesine içtenlikle itiraf etmemişti” diyor. “Sacco’nun sözresim birlikteliği bana Bosna’nın özgün mimarisini, üçgen çatılarını ve pencerelerini, maharetli birkaç fırça darbesiyle anımsatıyor” diye devam ediyor sonra.

Gerçekten de, Gorazde’yi (Gorajde diye okunuyor) okur ve seyrederken, tanıklığını bu kadar doğal ve babalanmadan gerçekleştiren zarif bir çift göze dönüştü Sacco. Tarafsızlığını okuyucunun gözüne sokmadan, yani aslında taraf olarak yapıyor gözlemlerini çünkü. Mesela Bosna’nın Yugoslavya’nın dağılış sürecinde kimseyi tehdit etmediğini saklamıyor. Ama Sırpların onlardan, yani Müslümanların ortasında kalıp katliama uğrayıp yok olacaklarının korkusuyla Müslümanları nasıl yok etmeye başladıklarını anlatırken, 2. Dünya Savaşı’nda Bosnalı Müslümanların Nazilerle işbirliği yapıp kurdukları SS Tugayları ile Sırplara yönelik korkunç katliamlar yaptıklarını da saklamıyor.

Daha düne kadar yan yana yaşayan komşuların birbirini boğazlamasına giden yolun kısalığı, Sacco’nun sade çizimi ve anlatımı ile daha çarpıcı hale geliyor. Sırp faşistleri çetniklerin çıldırmışlığına Batı ülkelerinin aldırmazlığı eklenince, Gorazde ve Srebrenitsa bir kan gölüne dönüyor. Savaş o kadar anlamsız ve kural tanımaz ki, Srebrenitsa soykırımından çok kısa bir süre, yani NATO güçlerinin hava bombardımanından sonra sahne birden değişiveriyor. Ohio Dayton’da yapılan anlaşma merkezi çökmüş zayıf bir federasyon öngörüyor. Sacco’ya konuşan Bosnalılara göre de bu, savaşın sadece ertelenmiş olmasından başka bir şey değil. Müslümanlar da, Sırplar da, Hırvatlar da bir elli yıl sonra yine birbirlerini boğazlayacaklarını biliyorlar. Çünkü bu barış gerçek değil. Mağduriyetler onurlandırılmış, şiddet mahkûm edilmiş, birlikte yaşama kararlılığı yüreklere sinmiş değil. Sacco sadece savaşı anlatmıyor. Hemen evlerinin karşısındaki tepede Sırp keskin nişancılarının bulunduğu, yani elli metre mesafede dünyaların değiştiği Gorazde’de Riki ve Edin gibi insanlar yine de yaşama tutunmaya, iyi yemek yemeye, Sabina gibi genç kızlar Almanya’dan orijinal 501 Levi’s getirtmeye ve aralarına Sacco’yu da alarak Chuck Noris’in action filmlerini seyredip savaştan uzaklaşmaya çalışıyorlar. Yaşananlar öylesine uçuk bir keskinlikte ki, bunu ya Emir Kusturica’nın Underground’daki gibi epik bir dille, ya da Sacco gibi ona müdahale etme derdi olmayan bir sadelikle anlatabilirsiniz.

Evet, eğer isterseniz, Sacco gibi gerçeği anlatmanın bir yolunu mutlaka bulabilirsiniz
Taraf Kültür, 16.10.2010

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder