21 Haziran 2010 Pazartesi

Biz Ayvaz’ı unutmayız

Ermenice tiyatro oynama yasağının bittiği 1946’dan 1996’ya kadar yarım yüzyıl çıkardığı Kulis dergisiyle efsane olan tiyatro üstadı Hagop Ayvaz’ı, ölümünün üçüncü yılında saygıyla anıyoruz

Tiyatro anlamına gelecek ilk oyunların bu coğrafyada sahnelenmesinin üzerinden neredeyse iki koca asır geçti. 1810 tarihlerinde Rahip Minas Pjişkyan, Pera Mıkhitarist Mektebi’nde öğrencileriyle müsamereler sahneler. Batılı anlamda ilk tiyatro oyunları bu şekilde Osmanlı’nın payitahtında yerini bulur. Eğer bu bilgiyi ihmal edersek, karşımıza tiyatronun kurucularından Agop Vartovyan, namı diğer Güllü Agop çıkar ki, bu isim çok daha tanıdık gelebilir tiyatroseverlere. Naum Efendi’nin Şark Tiyatrosu’nda ilk kez sahneye çıkan Güllü Agop önce Asya Kumpanyası’nı, sonra da Osmanlı Topluluğu’nu kurmuş, 1870 yılında Sadrazam Ali Paşa’nın desteğiyle, Saray’dan on yıl boyunca İstanbul’da Türkçe oyun oynayacak tek tiyatro olma imtiyazını almıştır. Muhsin Ertuğrul ise kariyerinde bu kadar ilerlemesini belki yine bir Ermeni’ye borçludur. Eğitimini İtalya’da almış büyük bir tiyatro üstadı olan Vahram Papazyan, Şehzadebaşı’nda tanıştığı ve birlikte bir oyunda rol aldığı bu istidatlı gence mutlaka yurtdışında eğitim almasını salık vermiş, Muhsin Ertuğrul da bu öğüdü tutarak Paris’e gitmişti. 1915 faciası nedeniyle hem sayıca, hem de görünürlük anlamında silikleşirken dahi, Ermeniler, katkılarını ellerinden geldiğince sunmaya devam ettiler yurtlarına. İşte 28 eylülde üçüncü ölüm yıldönümünü andığımız usta tiyatrocu ve yayıncı Hagop Ayvaz da onlardan biriydi.
KULİS, YARIM ASIRLIK TANIKLIK
Hagop Ayvaz’ın Türkiye’nin en uzun süreli tiyatro dergisini çıkaran kişi olduğunu söylemek dahi onun tiyatro için ne anlama geldiğini anlatmaya kafi gelir sanırım. 1946 yılında iki arkadaşıyla kurduğu, kısa süre sonra ise bu yolda tek başına kaldığı Kulis dergisini 1996 yılına kadar, evet, tam elli yıl boyunca, hiç aralıksız çıkarmıştı Hagop Ayvaz. Bir istisna 6 Eylül 1955 günü derginin basıldığı Varol Matbaası yağmalandığından yaşanmış, o sayıyı basmaya muvaffak olamamıştı Ayvaz. Bu da mazur görülebilir bir istisnadır sanırım. 1996 yılında derginin basımına son verme kararını ise yaşlanması nedeniyle -ki artık 85 yaşındadır- alır. Türkiye’de tiyatro sahnelerinin kapılarını birkaç sene olsun açık tutmakta zorlandıkları koca bir yarım asır boyunca dergiyi aralıksız çıkartmış, bu başarısıyla Muhsin Ertuğrul gibi bir üstadın büyük takdirini kazanmıştır. Ayvaz, arkadaşı Muhsin Ertuğrul’dan Kulis dergisinin yıldönümü şerefine kendisinden bir yazı istediğinde, Ertuğrul seve seve kabul eder teklifi ve şöyle yazar: “Kulis’in bu kadar uzun yıllar çıkabilmiş olmasına çok şaşırıyorum. Ben de Ayvaz gibi çok heveslendim Şehir Tiyatrosu’nun mecmuasını çıkarmaya. Hatta Türk Tiyatrosu adlı bir dergi de çıkardım, ama yürütemedim. Ardından yine büyük umutlarla eşimle birlikte çıkardığım Perde ve Sahne isimli aylık dergiyi de kapatmak mecburiyetinde kaldım. Ayvaz’ın arkasında ne Dar-ül Bedayi var, ne de başkası. Onun Kulis’i bunca yıl tek başına ayakta tutması gerçekten beni çok şaşırttı.”
Hasılı, Ayvaz, “çocuğum” dediği Kulis için “Yaptığım işten çok memnunum, çünkü ben öldüğümde, adımı dünyanın her tarafında yaşatacak olan, Türk ve Ermeni tiyatrosunun yarım asırlık geçmişine tanıklık etmiş bir Kulis var” demesi boşuna olmasa gerek.
BİR OYUN SEYRETTİ HAYATI DEĞİŞTİ
O vakit, üstadı biraz daha yakından tanıyalım. Hagop Ayvaz 1911’de Yenikapı Langa’da doğar. Annesi ev kadını Hripsime, babası ise kunduracı Garbis Bey’dir. Hagop Ayvaz babasını daha sekiz yaşındayken kaybeder. Parası yetmediğinden devam ettiği Taksim Esayan Okulu’nu bırakmak ve baba mesleğine başlamak zorunda kalır. Ama her “çağrılı” insanın yaşadığı onun başına da gelir. Gönlünü kaptıracağı, kendini iyi ve tam hissedeceği mecra kısa sürede dikilir karşısına: Tiyatrodur bu... Annesi ile birlikte gittiği ve başrolünü sonradan ustası olacak Şavarş Karakaş’ın oynadığı Kör Ressam adlı oyunu, onun aklını başından almasına yeterli olmuştur. Bir yandan kundura sayası diken, öte yandan tiyatrolarda sahne alan Harutyun Samurkaş isimli arkadaşı sayesinde Narlıkapı’da sahne alan Krikor Hagopyan’ın Doğu Tiyatrosu’nda ilk kez ve hazırlıksız sahne alır, beğenilir ve böylelikle tiyatro dünyasına ilk adımını atmış olur. Kısa süre sonra Karakaş Tiyatro topluluğuna katılır. 1922 yılında Ermenice tiyatro yasaklanınca, evet yasaklanınca (bu yasak 1946 yılına kadar devam edecek, Vahram Papazyan gibi tiyatro duayenlerinin ülkeden ayrılmasına neden olacaktır) Türkçe olarak da Namık Kemal’in Zavallı Çocuk adlı eserinden başkaca oyun pek olmadığından, sürekli aynı Fransız oyunlarında oynamaktan sıkılır. Bu dönemde çeşitli kumpanyalarla Büyükdere’deki Hafız Ahmed’in bahçesinde, Talimhane’deki Altın Tepe bahçesinde, Yenişehir Kuşdili Tiyatrosu’nda, Üsküdar Beyleroğlu bahçesinde, Beyoğlu Ses Tiyatrosu, Şehzadebaşı Millet Tiyatrosu, Pangaltı İnci Tiyatrosu gibi kapalı salonlarda sahne alır. Derken askere gider. Döner, bir kez daha askere alınır; döner, bu sefer de 20 Kur’a askerlik nedeniyle üçüncü kez amele taburlarında yıllarını verir. Askerden sonra Arşaluys Manukyan’la evlenir ve Ses Tiyatrosu’nda Aşot Madatyan ve Zaruhi Değirmenci’yle birlikte tiyatro yapmaya başlar.1935 yılında Türkiye’nin yine en uzun süreli günlük gazetesi olan Jamanak’ta tiyatro yazıları kaleme almaya başlar. Gazetede çalıştığı yıllarda geçimini sağlamak için bir yandan ticaretle uğraşır. Bu yıllarda Zare ve Nazaret adlı iki arkadaşının bir mizah dergisi çıkarma teklifine “Şayet tiyatro dergisi olursa varım” diyerek dahil olur ve adını kendisinin verdiği Kulis efsanesinin temelleri atılır. Kulis’i çıkarırken yarattığı Lutsika Dudu karakteri, belki onun dehasının değerini bilecek bir ülkede olsa, bugün dünyaca tanınmış bir fenomene dönüşebilecek güçlü bir tipleme olur.
KARİN KARAKAŞLI’NIN KALEMİNDEN AYVAZ
Ne büyük şanstır ki, onun Ermenice tiyatro oynanması yasağının kalktığı 1946 yılında kurup 1996 yılında sona erdirdiği Kulis serüveni, aynı yıl Hrant Dink ve arkadaşlarının kurduğu bir diğer efsane Agos’ta başka bir şekliyle devam eder. Agos’un Türkçe ve Ermenice sayfalarında, “Hatırladıklarım,” “Sahne Arkadaşlarım,” “Lutsika Dudu,” başlıklarıyla yazılar kaleme alır. Hrant Dink’le birlikte Agos’u benzersiz yapan ruhunu üfleyen en önemli isimlerden olan gazeteci-yazar Karin Karakaşlı, Lutsika Dudu’nun Aras Yayınları’ndan çıkan derleme kitabı vesilesiyle Ayvaz hakkında şunları yazar: “Tutkuyla bağlanır Hagop Ayvaz sevdiği şeylere. Tiyatro, Kulis, Lutsika Dudu, Agos koca gönlünde bu sevdadan payını alan birkaç şanslı dünyadır yalnızca. Hiç unutmam bir bayram günü gazetede kimseleri bulamayınca başımıza birşey mi geldi diye endişelenişini. Şıpsevdilerin de ondan öğrenecek çok şeyi bulunur. Ne de olsa sevgilerini birbiri üstüne inşa eden, onları çoğaltan bir ustadır Hagop Ayvaz. Gazetemizde yazıları yayınlandığında ‘Fotoğrafların altına Kulis arşivinden yazmayı ihmal etmeyin. Bari derginin ismi böylece yaşasın...’ deyişi bundandır.
Lutsika Dudu’nun gerçekliği, söylediklerinin bugün de geçerli oluşunda gizli. Eleştirileri nasıl da zamanımız için söylenmiş. Yazık, demek fazla bir şey öğrenmeden geçirmişiz aradaki uzun yılları. Lutsika Dudu söylediğiyle, söylendiğiyle kalmış. Ne de olsa Ermenice’nin sınırlarını zorlayan süslü sıfatlarla dolu methiyeler ve çıkarların çatıştığı noktalarda rastlanan iğneli sokuşturmalar ve üstü kapalı göndermeler dışında dürüst, yapıcı eleştirilere, çağdaş sorgulamalara hâlâ çoğu insanın aklı ve gönlü açık değil. Ama zaman, kimilerinin yaşamı sınırlar içinde dondurma ve tekelleştirme ısrarına aldırış etmiyor. Bu kaçınılmaz gerçeği en iyi Lutsika Dudu bilir.
Lutsika Dudu’nun dillendirdiği bizim yakın tarihimiz. O nedenle hayatında hiç Lutsika Dudular görememiş olan yeni kuşaklar için bu derleme kitap gerçek bir armağan niteliğinde. Yüreğinde heyecanlı bir delikanlı saklı Hagop Ayvazlara da, onun güzelim kaleminden hayat bulan sivridilli, Doğrucu Davut Lutsika Dudulara da her zamankinden daha da çok ihtiyacımız var.”
Hrant Dink “Herkes unutur, biz unutmayız Hagop Ayvaz’ı” demişti. Hrant’ın ‘biz’ini biz çok iyi biliriz. O ‘biz’i çoğaltmaya, Ermeniyi, Türke, Kürdü diğer ‘biz’lere tanıştırmaya, karıştırmaya ve yeniden karşılaşmaya naçizane bir katkı, ve usta tiyatrocu Hagop Ayvaz’a selam olsun o zaman bu kısa yazı.
Taraf Kültür Eki, 30.09.2009

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder