21 Haziran 2010 Pazartesi

ANADOLU’NUN WAGNER’İ GOMİDAS VARTABED

Halide Edip’in “Şarkı söylediğinde Allah onu dinlemek için aşağı inerdi” dediği, Avrupalıların gıptayla izlediği büyük bir müzik dehasıydı Gomidas Vartabed. 140 yıl önce Kütahya’da doğdu, aklını yurdunda bıraktı ve Paris’te öldü
Gomidas Vartabed, Ermeni halkının yaşadığı acıların ve hayata karşı gösterdikleri onurlu duruşun sembollerinden biridir
Dünyada Gomidas Vartabed’i tanımayan bir Ermeni bulmak ne kadar zorsa, onun bırakın dehasını ve bu topraklar için önemini, adını dahi duyanlara rastlamak o kadar zor olacaktır ülkemizde. Bilenler ise, muhtemelen Fransız parlamentosundan soykırım kararı çıktıktan sonraki “tartışma”lar esnasında 1 Şubat 2001 tarihli Hürriyet gazetesinin iç sayfalarında, ince, uzun, El Greco’nun deformist figürlerini andıran heykelinin dibine fotoşopla bir köpeği işettikleri o fotoğraftan hatırlıyor olabilirler onu...
Oysa Gomidas bu coğrafyanın, bu toprakların yetiştirdiği en önemli müzik insanlarından biridir. İliklerine kadar Anadolulu, Türkiyelidir. 140 yıl önce, 27 Eylül 1869’da Kütahya’da dünyaya gelir. Asıl adı Soğomon Soğomonyan’dır. Annesi Takuhi şiir ve güfte yazan, beste yapan, müziğe hayran, içine kapalı, melankolik bir kişidir. Müzikle iç içe olan sesi de epey güzel kunduracı Kevork’a da belli ki daha genç yaşta bu nedenle âşık olmuş, evlenmişlerdir. Daha altı aylıkken henüz 17 yaşında olan annesini kaybeder Soğomon. Küçük Soğomon, içine kapanık, çelimsiz, solgun bir çocukmuş ama öyle güzel şarkı söylermiş ki ahali Küçük Yetim Şarkıcı takmış adını. Yıllar sonra yakın arkadaşı Markrid Babayan’a “Babam neşeli, annem ise melankolikti. Ben de onların bir tür karışımı oldum” der. 11 yaşına geldiğinde babası da rahmetli olmuş, kimsesiz kalmış Soğomon. Onu, ikinci annem dediği büyükannesi Maryam büyütmüş. Annesinin bir zamanlar resminin asılı olduğu duvardaki çiviye bakıp, saatlerce hiç tanımadığı annesini düşündüğünü yazar İsabel Yolian, yazdığı Gomidas biyografisinde.
ERMENİCE BİLMEMESİNE RAĞMEN...
Ne garip tesadüf, öksüz ve yetim kalmasa, böylesi büyük bir ozan, bestekâr ve dinadamı tarih sahnesine çıkmayacaktır belki de. Çünkü tam da o zamanlarda, yani 1881’de, Ermenilerin tarihi dini merkezi Eçmiadzin’de bulunan Ermeni Başpatrikliği, Anadolu’ya heyetler göndererek dinadamı olmak üzere eğitmek için kimsesiz Ermeni çocuklarına ulaşmaktadır. Soğomon’un yaşadığı bölgeden mesul dinadamı Rahip Dertsakyan episkopos olarak takdis olmak üzere Eçmiadzin’e giderken, yanına Soğomon’u da alır. Önce Yerevan’a, sonra da kentin yanıbaşındaki Eçmiadzin’e varırlar. Ancak ciddi bir pratik sorun vardır; Soğomon ailesi de bilmediğinden, Ermenice öğrenememiştir. Onu öğrenci olarak kabul etmekte tereddüt edilir önce. Ancak Başpatrik IV. Kevork’un huzuruna çıkma şansı bulur. “Ben Ermenice bilmem. Ama şayet arzu ederseniz sizin için şarkı söyleyeyim” der ve başlar söylemeye. Şarkı bittiğinde Başpatrik öyle etkilenmiştir ki çocuğu “Yavrum benim, biçare yetimim benim” diye kucaklar.
Böylelikle Soğomon, Kevorkyan Manastırı’nda eğitim almaya hak kazanır. Manastırda Anadolu’nun her yerinden gelen Ermeni öksüz ve yetimlerin söylediği ağıt ve türkülerden etkilenerek büyür. 1893’te mezun olur ve 1895’te rahip olarak takdis edilir. Bu dönemde Sahag Amaduni yönetiminde kilise müziğinin teori ve pratiğini çalışır. Ermeni kilisesinin kadim geleneğine göre bekarlık andı içerek rahip olan kişiler Kilise ile evlenmiş ve yeni bir yaşama başlamış sayılır. Bunun nişanesi olarak rahibi takdis eden kıdemli dini zat, ona yeni bir isim verir. Soğomon’un yeni ismi ise müziğe olan istidadı nedeniyle olsa gerek, Gomidas olur. Bu isim 7. yüzyılda yaşamış, pek çok ilahi bestelemiş ve Ermeni folklorunda çok önemli yere sahip olan ozanın ismidir.
GOMİDAS, WAGNER’İN KURDUĞU KONSERVATUVARDA
1896 yılında özel bir burs kazanarak Almanya’ya gider. Berlin’de Wagner’in kurduğu Richard Schmidt Özel Konservatuvarı ve Saray Üniversitesi’ne devam eder, kompozisyon teorisi, müzik tarihi, psikoloji, felsefe, piyano, org ve şeflik eğitimi alır. Berlin’de bulunduğu yıllar içinde şehrin müzik çevreleri ile yakın ilişki içinde yaşar. 1899’da konservatuvardan üstün başarıyla mezun olur ve doktor unvanını alır. Aynı yıl Uluslararası Müzik Derneği’nin (International Musical Society) kurucuları arasında Avrupalı olmayan tek üye olarak yer alır. Berlin’de geçirdiği yıllar boyunca Ermeni ve Kürt müzikleri üzerine çeşitli seminerler verir. Alman müzisyenlerden oluşan dörtlülerle kendi düzenlediği Ermeni halk şarklarını sergiler. Paris, Kahire, Lozan, İskenderiye ve Cenevre’de birçok kez konser vermiştir. 20. yüzyılın hemen başında, yani 1900’da Eçmiadzin’e döner. Kevorkyan Manastırı’nı çok sevmektedir. Hatta soyadını Kevorkyan olarak değiştirir. Kilisenin, bu fakir halkın kendisine verdiklerini geri ödemek istemektedir. Çok sevdiği Berlin’i, oranın zengin kültür atmosferini bırakmasındaki ana neden, kendini geri çağıran bu iç sestir. Bilimsel ve pedagojik çalışmalarını burada sürdürür. Anuş isimli operayı besteler. Ermeni müzik tarihinde önemli bir yeri olan bu opera halen Ermenistan Devlet Opera ve Balesi tarafından sergilenmekte ve Ermeni Operası’nın başyapıtı olarak sayılmaktadır.
Bu dönemde belki de en önemli çalışmalarından birine başlar. Kafkaslar ve Ağrı Dağı çevresi ve Anadolu’daki Ermenice, Kürtçe, Farsça, Türkçe dini ve dünyevi halk türkülerini, dans müziklerini derlemeye koyulur. Uzun yıllar alan bu çalışmasında üç bini aşkın, ağırlıklı olarak Ermenice dilinde söylence ve ezgiyi notaya geçirir. Gomidas Vartabed (Vartabed Ermenicede öğretmen demektir), Batı ve ait olduğu Doğu arasında kültürel bir köprü gibidir. Çok iyi bildiği Batı müziği ve ait olduğu Doğu’nun ezgileri, onun eser ve çalışmalarında yek vücut olur adeta. Eserlerinde geleneksel kompozisyon metotlarından kararlılıkla ayrılmış ve evrensel çağdaş metotları kullanmıştır. Öte yandan Eçmiadzin, onun ileri vizyonu için artık ona dar gelmeye başlamış, devrimci fikirleriyle de muhafazakâr dinadamlarının hedefi haline gelmiştir. Çünkü o, Ermenilerin, Batı’ya, sekülerleşmeye, gelenekle birlikte modernleşmeye, yani değişime dönük yumuşak yüzünü ifade etmektedir. Tüm hayali Ermenistan’da bir konservatuvar kurmaktır ancak gerekli olan büyük bütçe nedeniyle bu başvurusu reddedilir. 1905 Nisanında Tiflis’te Başpatrik’ten aldığı özel izinle kilise eserlerinden oluşan, lakin Gomidas’ın polifonik düzenlemesiyle yorumladığı bir konser verir, The Hall of the Society of Artists salonunda. Konserlerin arkası gelir ve o kadar ilgi görür, o kadar muvaffak olur ki, bu onun üzerindeki çevre baskısını daha da arttırır. Eçmiadzin’de ne kadar yalnız, yorgun, parasız ve mutsuz olduğunu yazar Avrupa’daki arkadaşlarına. Yapmak istediklerini gerçekleştirememek ona ağır gelmektedir. Buradaki rutin yaşam, dehasına yönelik kıskançlık ve Berlin’de alıştığı kozmopolit kültür yaşamına duyduğu özlem onu harekete geçirir.
DEBUSSY ONUN DEHASININ ÖNÜNDE EĞİLİR
Gomidas Vartabed, Avrupa’ya çıkar. Paris’te II. Abdülhamit’in zulmünden kaçan ünlü Ermeni muharrir ve yayıncı Arşak Çobanyan’la tanışır ve yakın dost olurlar. Çobanyan, fikirleri ile Gomidas Vartabed’i, o ise dehası ile Çobanyan’ı ziyadesiyle etkiler. Çobanyan onu “Ermeni müziğinin kurtarıcısı” olarak selamlar. Nitekim, kendisi gibi yetim ve öksüz olmasıyla da yakınlık hissettiği Wagner hakkında da Gomidas, “O yabancı uluslara ders olacak bir büyük iş yaparak Almanya’ya kendi özgün müziğini kazandırdı” der. Paris, Lozan ve Cenevre’de korolar kurar, konserler verir ve makaleler yayımlar. Yapıtları nitelik ve nicelik olarak Bela Bartok ile mukayese edilir. Ünü git gide yayılır. 20. yüzyılın en önemli Fransız bestecilerinden Claude Debussy onun için “Gomidas sadece Anduni (Evsiz) adlı eseri ile bile büyük bestecilerin arasında sayılmaya hak kazanmıştır. Senin dehan önünde eğiliyorum” der. Vincent D’Andy, Gabriel Fore, Camille Sen-Sans gibi ünlü müzik insanları da onun hayranları arasındadır.
Ancak maddi sıkıntılar burada da yakasını bırakmaz. Avrupa’da tutunamayacağını anlayınca geri dönmeye karar verir. İstanbul’un, 100 bin kişilik Ermeni nüfusu ve zengin kültürel yaşamıyla kafasındaki projeleri gerçekleştirebileceği imkanları kendisine sunacağı hayallerini kurar. 1910 yılında İstanbul’a gelir. Kendi dünyasında müzik ve dua ile vakit geçiren biri olarak, kısa bir süre sonra Ermeni milletinin ve kendi başına geleceklerin farkında değildir. Hem bununla ilgili dahi olsa, Hürriyet, Eşitlik ve Kardeşlik nidalarıyla Müslümanı, Ermenisi, Rumu ve diğerleri ile Osmanlılık çevresinde Meşrutiyet ilan edileli henüz iki sene olmuştur.
AYİNİ ORATORYOYA DÖNÜŞTÜRÜR
İstanbul’a geldiği gibi çalışmaya başlar Gomidas Vartabed. İki yıl içerisinde büyük bir gayretle, ozan, aşık anlamına gelen “Kusan” ismini verdiği koroyu kurar. Kısa zamanda 300’ü geçen üyesi ile Kusan, İstanbul’un en büyük ve başarılı korolarından olur. Bu görkemli koronun verdiği konserler önemli ses getirir. Gomidas Vartabed, İstanbul’da bulunduğu süre içerisinde Parseğ Ganaçyan, Mihran Tumacan, V. Sarkisyan, V. Sırvantsyan ve H. Semerciyan’a özel dersler vermiştir. Bu isimler daha sonra “Gomidas’ın 5 öğrencileri” diye anılarak başarıları ile gerek İstanbul Ermeni müziğine gerekse dünya müzik tarihine isimlerini yazdırmışlardır. Ancak beklentisinin aksine burada da umduğu ilgi ve desteği bulamaz. Bu karamsar zamanlarında kendisini Ermeni Kilisesi’nin ana ayini Badarak‘ın polifonik düzenlemesine verir. Erkek sesleri için yazdığı bu eser dehasını gösteren bir başyapıta dönüşür. Bu dönemde, neredeyse yirmi yılını verdiği 11. yüzyılda Ermenilerin kullandığı ve bugün halen tam çözülememiş olan 26 işaretten ve Ermeni alfabesinin 12 ünsüzünden müteşekkil “khaz” nota sistemi üzerine çalışmaya devam eder, konu hakkında bir de kitap yayımlar. İstanbul’un entelektüel çevresinde önemli bir saygınlığa sahiptir. Türk Ocağı’nda çeşitli konferanslar verir. Yakın arkadaşları arasında Halide Edip Adıvar, Mehmet Emin Yurdakul, veliaht prens Abdülmecit ve ne hüzünlüdür ki Türkçülüğün ideologlarından aslen Kürt olan Ziya Gökalp de vardır.
Gomidas Vartabed, Ermenilerin soykırımın başladığı tarih olarak andıkları 24 Nisan 1915 günü evinden alınır. Tek başına Gomidas dahi, siyasi kalkışma ve ihanet içinde oldukları iddia edilen bu Ermeni aydınların hangi mantıkla suçlanıp ölüme gönderildiklerini anlatmaya yeter gibidir. Trenle Çankırı’ya doğru gitmektedir Gomidas Vartabed. Bu ölüm yolculuğunda kurtulan ender kişilerden biri olur. İstanbul’daki dostları Halide Edip, Yurdakul, ABD Büyükelçisi Morgenthau ve hatta Gökalp devreye girerek Gomidas’ın öldürülmeden İstanbul’a geri dönmesi sağlarlar. Ancak zaten hassas bir ruh yapısına sahip olan Gomidas, yaşadığı bu ağır travma ve arkadaşlarının katledilmelerine duyduğu üzüntü sonucunda ruhsal dengesini kaybeder. 1916 yılında Şişli’deki La Paix Asabiye Hastanesi’ne yatırılır. Dostları, İstanbul’da kalmasının sıhhati için iyi olmayacağına karar vererek aralarında para toplar ve onu 1919’da Paris’e gönderirler. 22 Ekim 1935’te ayağındaki bir yaranın mikrop kapması sonucu, henüz antibiyotik keşfedilmemiş olduğundan, basit bir enfeksiyondan ötürü Villejuif Hastanesi’nde hayata gözlerini yumar.
Gomidas Vartabed, Ermeni halkının yaşadığı acıların ve hayata karşı gösterdikleri onurlu duruşun sembolüdür. O, ülkesinden ayrılırken aklını ve ruhunu arkasında bırakmıştı. Dünyaya saçılan bütün Ermeniler gibi. n

Gomidas
Güneş var
Şarkılarında - toprağı pişiren güneş var
Güneş var yürek ısıtan
Ve özlemle yürekleri yakan
güneş var

Yaprak var
Şarkılarında - filizlenen
yaprak var
Yaprak var kavurucu yazlara direnen
Ve güzle beraber altın kesilen yaprak var

Yağmur var
Şarkılarında - baharın billur yağmuru var
Yağmur var yürek ıslatan
Ve özlemleri temelli dindiren yağmur var

Selam var
Şarkılarında - kainata selam var
Selam var hasat ezgilerimizden düğün ezgilerimizden
Barışçıl insanlara selam var.
Zahrad

Taraf Kültür Eki, 22.09.2009

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder